GİRİŞ
Yere düşen bir yumurtanın kırılıp parçalandığını defalarca görmüşüzdür. Bu ‘tersinir olmayan’ bir olaydır. Çünkü olayın tersinin kendiliğinden oluştuğunu, yani kırık bir yumurtanın kendiliğinden derlenip toparlanarak eski haline döndüğünü asla göremeyiz. Bu ikincisi tersinir bir olaydır ve aslında fizik yasaları bu olaya engel değildir. Fakat gerçekleşme olasılığı o kadar küçüktür ki, hiç kimsenin buna tanık olamayacağını iddia edebiliriz. Kırık bir yumurta, atomlarına ya da moleküllerine varıncaya kadar parçalanmış dahi olsa dış etkenler aracılığıyla eski haline getirilebilir. Bu tersinir işlem için gerekli malzeme kırık dökükler de zaten var olduğuna göre söz konusu dış etkenler tek bir kaleme; yani enerjiye indirgenebilir. Nitekim dünyadaki milyonlarca tavuk bu tersinir işlemi her gün gerçekleştiriyor ve bünyesinde barındırdığı atomlarla molekülleri yumurtalığında bir araya getirip sağlam birer yumurtaya dönüştürüyor. Bunu yaparken kullandığı etken besin maddelerinden sağladığı enerjidir. Yumurtayı oluşturan atom ve moleküller kırılma olayından önce derli toplu ve düzenli, kırılmadan sonraysa dağınık ve karmakarışık bir haldedir yani kırılma sonunda düzensizlik artmıştır. Çok sayıda parçadan oluşan sistemlerin düzensizliğinin bir ölçüsü vardır buna ‘entropi’ denir. Yumurtanın kırılması gibi tersinir olmayan olaylara maruz kalan kapalı sistemlerde entropi artarken yumurta oluşumu gibi tersinir olaylara maruz kalan sistemlerde entropi azalır ya da aynı kalır. Kısacası yumurtlamaya hazırlanan bir tavuk, tersi kendiliğinden gelişebilecek olan zor ve tersinir bir olayı başarmakta, bünyesi dışından sağladığı enerji sayesinde bünyesindeki düzensizliği azaltıp düzeni artırmaktadır. Aslında bütün canlı süreçleri böyledir ve canlı organizmalar dışarıdan sağladıkları enerjiyi kullanarak bünyesindeki düzensizlikten düzen yaratırlar. Bir köprün inşa süreci de böyle tersinir bir olaydır: gözlemlediğimiz kadarıyla kendiliğinden gerçekleşmez ama tersi hemen hemen gerçekleşebilir. Bu açıdan canlı süreçlere benzer. Bir hava alanı, otoyol, gökdelen inşaatı ya da bilgisayar, televizyon, uydu yapımı da öyledir. Aslında düşünce ürünleri de dâhil olmak üzere refah ve uygarlığın sembolü olan tüm yapıtların oluşumu canlı süreçlere benzer: dışarıdan enerji kullanarak düzensizlikten düzen yaratılır. Bu açıdan bakıldığında toplumsal yaşam ne kadar çok sayıda tersinir olay başarıyorsa o denli canlıdır ve ne kadar canlıysa o kadar çok enerji tüketiyordur. Toplum bu sayede bir bakıma bünyesindeki düzensizliği yani entropiyi azaltıyordur. Nitekim dünyadaki çeşitli coğrafyalara bakıldığında enerjinin fazla ve verimli tüketildiği yerlerde düzenin, aklın egemenliğindeki bir yaşam tarzının var olduğu görülür. Bu bir rastlantı değildir ve bir toplumun refah yaratıp uygar bir çizgi yakalayabilmesi için, gereksinim duyduğu kadar enerjiyi rahatlıkla temin edebilmesi gerekir. Enerji, genelde hayat, özelde insan hayatı için son derece önemli, stratejik bir girdidir. Bu sebeple üzerinde düşünülmesi, politika ve strateji geliştirilmesi gereken bir konudur.
Bu bağlamda dünyada enerji konusundaki hassasiyet başlıca iki sebebe bağlanabilir. Birincisi; teknolojik gelişmelerin ve modern yaşamın enerjiye olan gereksinimindeki devam eden artış, ikincisi ise dünyanın 1970’li yıllarda yaşamış olduğu enerji krizini bir daha yaşamama isteğidir.
Günümüzün başlıca enerji kaynaklarından olan fosil yakıtların rezerv durumları incelendiğinde, kömür 235–240 yıl, petrol 45–55 yıl, doğal gaz 65–70 yıl sonra tükeneceği tahmin edilmektedir. Yeni enerji kaynakları; yenilenebilir olanlar ve nükleer enerjidir. Nükleer enerjinin ise dünyada ve ülkemizde kullanımı konusunda tam bir güven olmaması ve geçmişte yaşanan nükleer kazalar, yenilenebilir olan enerji kaynaklarını ön plana çıkarmıştır. Yenilenebilir enerji kaynakları dendiğinde ilk düşünülenler: güneş, rüzgâr, dalga enerjisidir.
Bu çalışmada rüzgar enerjisi, rüzgar enerjisinin Türkiye’de ve dünyada kullanımı, rüzgar türbinleri tasarımı ve bileşenleri, çevresel etkileri vs. incelenmiştir.